| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us
Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...
Image Hosted by ImageShack.us
g ü l e r y ü z l ü
ç o c u k
Image Hosted by ImageShack.us

güleryüzlü çocuk

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

5 "eşek" etiketi kullanan gönderi "eşek" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kaka Tarlası (oyun)

Oynamak için resmi tıkla...
Kaka Tarlası oyunu
Kaka Tarlası

OYUN

Kaka Tarlası Nasıl Oynanır

İşte eğlenceli bir oyun, bildiğiniz mayın tarlası oyununun kaka lı versiyonu, kahramanımız köy meydanında temizlik yapıyor temizlediği yerlerde çıkan sayılar o karelerin etrafındaki tehlikeli kareleri gösteriyor dikkatli olun, Örneğin 2 sayısı temizlediğiniz karenin etrafında 2 teklikeli kare olduğunu gösterir. İyi eğlenceler..

alıntı :http://www.oyunskor.com

BREMEN mızıkacıları- Grimm Kardeşler

 

 

 Vaktiyle bir adamın bir eşeği varmış. Bu eşek çuvalları bıkmadan usanmadan yıllarca değirmene götürmüş. Fakat artık gücü kalmamış, işe yaramaz bir duruma düşmüş. Sahibi onu boş yere beslemek istemiyormuş. Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış, Bremen yolunu tutmuş. Orada kent çalgıcısı olabileceğini sanıyormuş.

  Eşek böylece az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; yolda boylu boyunca yatan bir av köpeğiyle karşılaşmış. Hayvan, koşmaktan yorulmuş köpekler gibi soluyup duruyormuş. Eşek sormuş: - Ne soluyup duruyorsun böyle bakayım, bekçi baba? Köpek:

- Sorma, demiş, yaşlandım. Günden güne güçten düşüyorum. Avda koşamıyorum diye sahibim beni öldürmek istedi... Ben de kaçıp kurtuldum. Bundan sonra karnımı nasıl doyuracağım bilmem! Eşek:

- Sana bir şey söyleyeyim mi, demiş, ben Bremen'e gidiyorum... Kent çalgıcısı olacağım... Benimle gel, sen de bandoya gir! Ben lavta çalarım, sen de davul... Bu öneri köpeğin hoşuna gitmiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar.

  Aradan uzun zaman geçmemiş. Yolun kıyısında bir kedi görmüşler. kedinin suratından düşen bin parça oluyormuş. Eşek:

- Ne o? İşin sarpa mı sardı yoksa, yaşlı palabıyık? demiş.

- İnsanın başında ateşler yanarken nasıl neşeli olur? Artık yaşım ilerledi. Dişlerim kütleşti... Farelerin peşinde koşacağıma sobanın arkasında oturup pinekliyorum. Bu yüzden hanımım beni suya atıp boğmak istedi. Ben kaçıp kurtuldum ama son pişmanlığın yararı olmuyor. Şimdi nereye gideyim?

- Bizimle birlikte gel. Müzikten anladığın bilinir. Oraya varınca kent mızıkacısı olursun! Kedi bu sözü hoş karşılamış, onlarla birlikte yola çıkmış. Bu üç yurt kaçağı bir çiftliğin önünden geçerken selamlık kapısının üstünde cıyak cıyak öten bir horoz görmüşler; eşek:

- Sesin insanıniliğine kemiğine işliyor ...Neyin var kuzum?demiş...

  Horoz: - Havanın güzel olacağını haber verdim. Bugün bizim sevgili hanımımızın günüdür. "Kristkind"ciğin gömleğini yıkamıştı. Onu kurutmak istiyor. Ama yarın pazar, konuklar gelecek. Onun için hanım hiç acımadan aşçı kadına söyledi. Yarın benim çorbamı yiyecekmiş. Nasıl olsa bu akşam kellem uçacak. Bari ben de gırtlağım yırtılıncaya kadar bağırayım dedim. Eşek:

- Zavallı albaş, demiş, öyleyse bizimle gel daha iyi. Biz Bremen'e gidiyoruz. Nerede olsan ölümden daha iyisini bulabilirsin. Sesin güzel... Hepimiz bir arada şarkı söylersek hoş bir şey olacak kesin.

Horoz bu öneriyi beğenmiş. Dördü birlikte yola çıkmışlar. Bunlar bir günde Bremen'e varamamışlar. Akşam olunca bir ormana gelmişler; burada geceleyelim demişler. Eşekle köpek büyük bir ağacın altına uzanmışlar. Kediyle horoz da dallara çıkmışlar, ama horoz en tepedeki dalları daha güvenli bulmuş, oraya uçup tünemiş. Horoz uykuya dalmadan önce bir kez daha çevresine bakınmış. Uzakta küçük bir ışık görür gibi olmuş, arkadaşlarına seslenmiş:

-Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek !  demiş. Eşek:

- Öyleyse kalkalım, hemen oraya gidelim. Burada rahat edilmiyor demiş. Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş. Bunun üzerine ışığın bulunduğu yana doğru yola koyulmuşlar. Yaklaştıkça ışığın parıltısı artmış. Sonunda haydutların barındığı eve gelmişler. İçlerinde en irisi eşek olduğu için pencereye o yaklaşmış, içeriye bakmış. Horoz sormuş:

- Neler görüyorsun, babacan? Eşek: - Neler mi görüyorum? demiş. Kurulmuş bir sofra... Üstünde her türlü yiyeek, içecek var... Haydutlar oturmuş, keyif çatıyorlar. Horoz:

- Tam bize göre bir iş, demiş. Eşek:

- Ah sorma kardeş demiş, şu sofranın başında biz olsak ne olurdu sanki? Haydutları buradan nasıl kaçıralım? diye her kafadan bir ses çıkmış. Sonunda bir çare bulmuşlar: Eşek ön ayaklarını kaldırıp pencereye dayayacak. Köpek eşeğin sırtına çıkacak. Kedi köpeğin üstüne tırmanacak. Horoz da uçacak, köpeğin tepesine konacak! Dedikleri gibi yapmışlar. Sonra biri işaret verince hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar:

  Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz da ötmüş. Sonra şangur şungur pencereden içeri dalıvermişler! Haydutlar bu korkunç bağırışmayı duyunca oldukları yerde havaya fırlamışlar. İçeriye herhalde bir hortlak girdi sanmışlar. Evden çıkıp ormana doğru kaçmaya başlamışlar. O zaman dört ahbap sofranın başına kurulmuşlar, haydutların artıklarına saldırmışlar. Sanki kırk yıldan beri açmış gibi, yemekleri atıştırmışlar. Dört çalgıcı işlerini bitirine ışığı söndürmüşler. Herkes kendi keyfine göre rahat edebileceği bir yer aramış: Eşek gübrelerin üzerine uzanmış, köpek kapı arkasına, kedi ocakta sıcak külün yanına, horoz da bir tüneğin üstüne... Yol yorgunu oldukları için az sonra da hepsi uykuya dalmış. Vakit gece yarısını geçmiş. Haydutlar uzaktan bakmışlar, artık evde ışık yanmıyor, her yan da sessiz. Elebaşıları:

- Boş yere mantara basmamalıydık ama oldu! demiş. İçlerinden birini oraya yollamış, eve baktırmış. Gönderilen adam her yanı sessiz bulmuş, mutfağa girmiş. Lamba yakmak istemiş. Kedinin parıldayan gözlerini yanık ateş sanmış, kükürtlü bir çöp almış, bunu ateşte tutuşturmak istemiş. Ama kedi şakadan anlar mı? Hemen adamın suratına atılmış, tırmık içinde bırakmış. Haydudun korkudan ödü patlamış, arka kapıdan fırlayıp kaçmak istemiş ama oracıkta yatan köpek üstüne saldırmış, bacağını ısırmış. Adam avludan, gübrelere basıp kaçarken eşek de arka bacaklarıyla hatırı sayılır bir çifte savurmuş. Bu gürültülere uyanan horoz da:

- Ö ö rö ö... diye avazı çıktığı kadar ötmeye başlamış. Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş:

- Sormayın demiş, evde korkunç bir cadı oturuyor. Suratıma doğru tısladı, uzun tırnaklarıyla yüzümü gözümü tırmaladı. Kapının önünde bir herif duruyor. Elinde bir kama var. Bacağıma sapladı. Avluda bir karakoncoloz yatıyor. Beni meşe sopasıyla patakladı. Damda da yargıç oturuyor: "Getirin şu keratayı bana!" diye bar bar bağırıyordu. Zor kaçıp kurtuldum ellerinden... O günden sonra haydutlar bir daha eve girme gözüpekliğini gösterememişler ama burası dört Bremen çalgıcısının pek hoşuna gitmiş. Artık buradan çıkıp gitmek istememişler.

Hoca Nasreddin ve eşeği

 


               Hoca heybesini vurmuş eşşeğinin sırtına besmele çekip oturmuş,eğerin üstüne hemen yola koyulmuştu.Çolak Rıfkıya yeni nallattırmıştı Karakaçan'ı.Nallanınca çok hoşuna gidiyordu hınzırın yürümesi ,Akşehir yolunda.Hele kente girdi mi tıkır tıkır kaldırımlar üzerinde yürümesi daha da bir cümbüşlü oluyordu.
               Akşehir Beyi'nin oğlu Manzur da bu saatlerde gezintiye çıkardı.Hoca Nasrettin bu Bağcılar köyü'ne taşındı taşınalı,köy içindeki çeşme başına kadar uzanırdı yolu.Ne zaman,bu çeşmede atını sularsa bir hoş rastlantı olarak Hoca'nın kızı Fatma da,elinde güğüm,su doldurmaya çıkardı.Hocanın çömezlerinden Hammat da bulunurdu.Manzur'un yanında çoğu zaman Akşehir Beyi'nin ahırdan çekilmiş baklakırı bir arap atına binerdi.Yakışıklı uzun boylu kimsesiz bir delikanlı olan Hammat,çok uzaklardan gelipte evlenen bir zenci babanın oğlu,cin gibi zeki,okumayı seven bir halk çocuğuydu.Hocası bile akıl erdirmezdi onun bu şımarık beyzade ile arkadaşlık kurmasına.Biliyordu ki Manzur,babası gibi saldırganlıkla bu topraklara girip yerleşen Timur'dan yanaydı.Üstelik Timurdan yana olan aldatılmış gençlerinde başıydı bu Manzur.
               Bir çömezi daha vardı Hocanın... İmat'tı adı.Her ikiside birbiriyle iyi geçinirdi.Çalışkandı,güvenilir çocuktu.İmat ama,arkadaşı kadar yürekli,gözü kara değildi.
               Hoca Nasrettin'in eşeği gün günden huysuzlaşıyordu.Oysa uzun yıllar sahibiyle iyi geçinmiş,Hocasını hiç üzmemişti Karakaçan.Yem buldu mu yemiş,bulamadığı günler,iki su bir arpa yerine geçer diye bol bol su içmiş genede avaz avaz bağırıp Hocayı rahatsız etmemişti.
               Akşehir camisinin camisi uzaktan göründü. Karakaçan'ı camii'nin az ilerisindeki Yusuf'un ahırına çeker,şadırvanda elini yüzünü yıkar, serinlerdi.Hava da sıcak mı sıcaktı hani.Terledikçe keten mendilini açıyor,yüzünü gözünü ensesini,alnını siliyordu.
                Birden yolun üzerinde uzun kulaklı bir hayvancık gördü Hoca.Boz derili bir tavşandı bu.Karakaçan da görmüş olacak ki Birden durkladı.
                "Korktun mu Karakaçanım!" dedi,"Ne varki sanki korkacak.Kocaman kulaklarından korktunsa sende daha kocamanları var.Yürü de geç kalmayalım,Akşehir pazarına...Yendenin istediklerini yüklenip götiürelim!"
                 Sen kime söylüyorsun! Karakaçan açtı ayaklarını direndi.Ön ayaklar oldu iki kazık.Yürütebilirsen yürüt!
                 "Hadi yavrum ,hadi Karakaçanım!"
                  Hafiften pabuçlarının topuğuyla karnına dokunuverdi: "Deeeehhh!..."
                 Karnına değen pabuçlardan mı huylandı,yoksa düpedüz eşek yerine konulup kendisine 'Deeeehhh!..' diye seslenildiğinden mi ?Neden öfkelendiyse öfkelendi ,çeviriverdi başını evden yana.Camileri,minareleriyle Akşehir arkada kalivermişti.Tıkır tıkır koyulmuştu yola üstelik ...Sanki biraz önce huysuzluk yapan o değildi.Dizginlerini bir dengeleyip eşeğin başını çevirmek için sağ eliyle şöyle bir asıldı.Basını dönderecek yerde hızlanmıştı Karakaçan.Sanki dizgin onu hızlandırmak için çekilmişti.Başını almış gidiyordu...Akşehir gerilerde kalıyordu.Birden iki eliyle iki yandan asıldı dizginlere:
                  "Çüşşşş"diye kulağının dibinde bağırdı.Duracak yerde koşuyordu Karakaçan,habire.
                  "Etme oğlum!Namazı da kaçıracağım senin yüzünden.Çarşı kahvesinde beni bekleyenler var!Etme,gitme Karakaçanım.Benim samur kürklüm,sürmeli gözlüm!Eşeğine bile sözü geçmeyen kişiyi kim adamdan sayar.Beni küçük düşürme Akşehirlilere...Köyde oturduğuma kızıyorsan,bağ evidir diye tuttum.Kış gelince taşınacağım.Hadi ceylanım üzme beni!"
                   Yoldan gelip geçenler durumu bilmezlermiş gibi soruyorlardı:
                   "Hocam,"diyorlardı,"Akşehir'den mi geliyorsun?Nasıl pazar yeri kalabalık mı?"
                   "Hocam,cuma namazını kılmadan neden döndün?"                   
                   "Hocam yoğurt kaçtan gidiyor pazarda?"
                    Ne desin hoca?Eşeğime söz geçiremiyorum mu desin?
Eşegim huysuz,edepsiz mi desin?
                    "Hanım haber yollamış da erken dönsün diye...Kim bilir gene ne fendi vardır.Ya bulguru bitmiştir el değirmeninde çektirecek, ya odunu bitmiştir ormandan taşıtacak."
                     Kent gerilerde kalmıştı.Herkes gider Mersin'e,Hoca gider tersine hesabı,böyle yol almaktan hem usanıyor,hemde utanıyordu.Bu huysuz eşeği de utandırmak gerekirdi.Birden sağ ayağını sola,sol ayağını sağa aktarıverdi.Hoca dönmüştü eşeğin üzerinde.Denges,n, tutturmak için de dizgin yerine yapıştı Karakaçan'ın kuyruğuna...
                     "Oh!"dedi,"Minareler geçti önüme!"
                     Gelgelelim Karakaçan yürüdükçe minareler uzaklaşıyordu.Karşıdan gelen köylüler selam verdiler Hoca'ya gülerek:
                     "Nereye böylee?"dediler,"Namaz vakti?"
                     "Akşehir'e gidiyorum ya işte!"
                     "Akşehir derde,sen nerdesin?"
                     "İşte karşımda...Elbet gide gide bir gün varırım."
                     "Bu eşek böyle tersine giderse sen zor varırsın,Hoca!
                      Hoca Kızmıştı...
                      "Siz eşeğe ne bakıyorsunuz.Akşehir'e gidecek olan benim.Benim başımsa Akşehir'den yana dönük

Papazın sakalı

 nhmap2    PAPAZIN SAKALI
Kendini beğenmiş bir papaz çıkar Hoca'nın karşısına...
- Bütün dünyayı dolaştım, sorularıma cevap
veren kimse çıkmadı. Bir de sana sorayım Hoca ...Söyler misin, kaç tane yıldız var gökyüzünde?"
Hoca cevap verir :
- Bir eşeğin kılları kadar...
- Nasıl cevap bu der papaz, eşeğin kılları sayılır mı hiç?
- Peki der hoca, gökteki yıldızların sayılabileceğini kim söylemiş?
Papaz:
-İkinci sorumu bil bakalım. Sakalımda kaç tane kıl
vardır benim?
Hoca yine cevap verir:
- Eşeğin kuyruğunda kaç kıl varsa o kadar.
- Nereden biliyorsun diyecek olur papaz. Hoca şöyle anlatır:
- İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir eşeğin kuyruğundan kıl koparalım bir senin sakalından. Eğer senin yüzün kabak gibi ortaya çıktığında eşeğin kuyruğunda hala kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız.
Papaz sus pus olup sıvışır hemen..
.
starstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstar

Aslan,eşek ve tilki

        

Aslan, eşek ve tilki birlikte avlanmaya çıkmışlardı. Her ne avlarlarsa, aralarında pay edeceklerdi. Anlaşmanın şartlarına da hepsi uyacaklardı. Kocaman besili bir geyik ele geçirdiler, aslan pay etme işini eşeğe verdi. Eşek düşündü, taşındı, anırdı ve bin bir güçlükle geyiği üç eşit parçaya ayırdı. Aslan eşeğin kendisine layık gördüğü parçaya o kadar sinirlendi ki, zavallı eşeğin üzerine atıldı ve onu parça parça etti.Sonra pay etme işini tilkiye verdi.

Tilki eşeğin başına gelenlerden o kadar korktu ki, en ufak parçayı kendisine ayırarak, gerisini aslana bıraktı. Aslan tilkinin bu hareketi karşısın da çok memnun oldu. Yanına yaklaşıp, başını sıvazladı. “Bu terbiye ve nezaketi nereden öğrendin akıllı tilki ?”

Tilki,”size hakikati söyleyeceğim , efendim” diye cevap verdi. “ Bu terbiyeyi, şurada yatan cansız eşekten aldım.

___<>(¯`´•.¸~____/\____~¸.•´´¯)(¯`´•.¸~____/\____~¸.•´´¯)<>___