| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us
Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...
Image Hosted by ImageShack.us
g ü l e r y ü z l ü
ç o c u k
Image Hosted by ImageShack.us

güleryüzlü çocuk

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

Yazılar arşiv 02.2009 Other entries in 2009-02 resimler , videolar

Bu gün Cemre suya düştü...Annem öyle dedi...

  

Annem , elindeki takvim yaprağına  bakıp :" Bu gün cemre suya düşecek ." dedi.Her yıl bu sözleri duyardım da hiç merak etmemiştim ; nasıl düştüğünü...  Bir daha bu kadar meraklanmayabilirdim...Fırsat bu fırsat dedim, Cemre'nin düşüşünü görebilmek için başladım dışarısını gözlemeye...

   İki ev ötede Cemreler oturuyordu...Her gün okul çıkışı arkadaşlarıyla bizim evin arkasındaki boşluğa gelir,kendi aralarınada şakalaşıp konuşurlardı.Yaşı benden 3-4 yaş büyüktü...Dördüncü sınıfa gidiyordu... Arsada biraz oynadıktan sonra evlerine giderlerdi.Annem, benim dışarıya meraklı meraklı bakışımı görüp sordu :"Kızım,dışarıda neye bakıyorsun öyle ? " 

   " Annecim, Cemre suya düşecekmiş ya ... Cemre'ye bakıyorum..." dedim.Annem gülümsedi,sesini çıkarmadan işiyle ilgilendi...

   Akşam babam gelince :"Babacım, annem Cemre bu gün suya düşecek ,dedi ama Cemre'nin suya düşüşünü göremedim.Acaba başka bir yerde mi düştü de ben göremedim..." dedim.Babam önce güldü :" İlâhi kızım, dedi.Annenin dediği cemre insan değil..."deyip başladı cemrenin anlamını anlatmaya...

   "Cemrenin kelime anlamı kor halindeki ateştir. İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve onları ısıttığına inanılır. Eskiler 365 günlük yılı kasım ve hızır günleri olarak ikiye ayırmışlardı. Kasım 179, hızır ise 186 gündü. Yılın kasım kısmı yani kış devresi 8 kasımda başlar, 6 mayısa kadar sürerdi. 6 mayısta da hıdırellez ile birlikte yaz devresi, hızır günleri başlardı. Kasım ayına kasım dememiz oldukça yenidir. 1945 yılında ilgili kanun yürürlüğe girene kadar, kasım ayma teşrinisani denilirdi. Kasım adı Arapça bölen anlamındadır. Yılı böldüğü için bu ad verilmiş olabilir.

Kasımın kırk altısında, kırk gün anlamına gelen erbain, seksen altısında da elli gün anlamına gelen hamsin başlar, böylece kışın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurdu. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca halk arasında zorlu kış günlerini arkada bırakmanın bir ifadesi olarak geldik yüze, çıktık düze denilirdi.

Kasımın yüz beşinde (19-20 şubat) birinci cemrenin havaya, yüz on ikisinde (26-27 şubat) ikincisinin suya, yüz on dokuzunda da (5-6 mart) üçüncü cemrenin toprağa düştüğüne ve yedi günlük aralıklarla buraları ısıttıklarına inanılırdı. Cemrelerin düşüş sıralamasında önce hava ısınıyormuş gibi görünse de hava doğrudan güneş ışınları ile ısınmaz.

Güneşten gelen ışınlar önce yeri ısıtırlar, yerden yansıyan ışınlar havayı ısıtırlar. Aksi olsaydı, yükseldikçe, dağların tepesine çıktıkça, Güneşe yaklaşıldığı için hava gittikçe ısınırdı.

Meteorolojik olarak ısınma sıralaması toprak - hava- su şeklindedir. Cemre her ne kadar folklorik bir inanış olsa da, cemreler arasındaki günlerde hava sıcaklığında az da olsa düşüşler yaşansa da, özellikle Marmara
bölgesine ait istatistiklere göre, cemre tarihlerinde yüzde 80e varan oranda ısınma meydana gelmektedir. Cemreler Türk
dünyasının kültür ve edebiyatına da konu olmuşlardır. Örneğin, divan şairlerinin cemre zamanlan, baharın yaklaşması dolayısıyla önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine Cemreviye denilirdi. "

alıntı : http:// ansiklopedi.bibilgi.com  

Gemiler niçin batmaz ?

Suya atılan taş batar ama koca gemiler taştan çok çok ağır olduğu halde batmaz ...NEDEN ?

Bu iş için yüzecek olan varlığın ağırlığı  ile  o varlığın havada kapladığı yer kadar suyun ağırlıkları karşılaştırılır.

Basitçe şöyle açıklayabiliriz  :

 ●•····•·.◦˚¯˚◦.·••·.◦˚¯˚◦.·•···•●

" Kibrit kutusu büyüklüğündeki bir taşın ağırlığı

yine

kibrit kutusu büyüklüğündeki suyun ağırlığından  DAHA AĞIRDIR."

Bu nedenle  taş , suda  YÜZMEZ.

Başka bir deyişle  :

●•····•·.◦˚¯˚◦.·••·.◦˚¯˚◦.·•···•●

"Eğer ; bir gemi şeklinde  ve hacmindeki   bir geminin ağırlığı

yine

aynı  gemi şeklinde  ve   hacmindeki   suyun ağırlığından  hafif ise   O GEMİ YÜZER."

●•····•·.◦˚¯˚◦.·••·.◦˚¯˚◦.·•···•●

Bayrağım

Bayrağım
 
Atalarım gökten yere
İndirmişler ay yıldızı
Bir buluta sarmışlar ki
Rengi şafaktan kırmızı
Onun ateş kırmızısı
Ne gelincik, ne gülden
Türk oğlunun öz kanıdır
Ona bu al rengi veren

Ay yıldızı, gökyüzünün
Ayla yıldızından yüksek
Türk'ün alın yazısıdır
Türktür onu yüceltecek
Vazifemdir bayrağımı
Üstün tutmak her bayraktan
Can veririm kan dökerim
Vazgeçemem ben bu haktan

HASAN ALİ YÜCEL

Recep İvedik - Tamirci

İlgili aramalar: izle - bunu - kacirma

Karagöz ile Hacivat

Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer, Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını bile söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?

Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip giderler. Zaptiyeler gidince, komşular da dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar.


Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar.

Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “

Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “

Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “

Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “

Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “

Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı.

Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, zaten son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti.

Yazan: Serdar Yıldırım