| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us
Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...
Image Hosted by ImageShack.us
g ü l e r y ü z l ü
ç o c u k
Image Hosted by ImageShack.us

güleryüzlü çocuk

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

Yazılar arşiv 01.2009 Other entries in 2009-01 resimler , videolar

Büyüklere okuma yazma kursu

ali ile oya Ali ile Oya

- Ali gel.
- Geldim Oya buyur.

- Ali ata bak.

- Oya ata baktım.

- Ali topu tut.

- Oya topu tuttum.

- Ali okul açıldı.

- Oya okul ne güzel!

- Ali okula koş

- Oya okula koştum.

- Ali bayrak as.

- Oya bayrak astım.

- Ali ılık süt iç.

- Oya ılık süt içtim.

- Ali su getir.

- Al Oya bu su.

- Ali çay demle.

- Peki Oya pekiii.

- Ali çamaşırları as.

- Hıhııı Oya hıhıııı

- Ali iki yumurta kır.

- Tabii Oya tabiiiiiiii

- Ali camları sil.

- Ooolduuuu Oya olduuuuuuuuu

- Ali bakkala git.Eve süt al.

- Yuhhhhhhhh Oya yuhhhhhhhhh.

- Ali bana diklenme.

- Oya çeneni kapa.

- Ali bir dediğimi iki etme

- Oya az ye de bir hizmetçi tut.

- Ali canımı sıkma.

- Oya ayağını denk al.

- Ali beni tehdit etme.

- Oya canıma yettirme

- Ali fişine itaat et.

- Oya beni oraya getirtme.

- Ali fişten kovuldun.

- Sen kovmadın ben istifa ettim beleşçi Oya... yıllardır ne bu senden çektiğim çilem be. Ali koş, Ali düş, Ali amuda kalk.... eeeeeeeeeehhhhhhh yetti canıma artık.

- Ali kısa kes.

- Yok canım öyle kısa cümleler yok. Çoluk çocuk okuma yazma öğrenecek diye anam ağladı beeeeeee

07-11-2007
Uslanmaz

starstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstar






Papazın sakalı

 nhmap2    PAPAZIN SAKALI
Kendini beğenmiş bir papaz çıkar Hoca'nın karşısına...
- Bütün dünyayı dolaştım, sorularıma cevap
veren kimse çıkmadı. Bir de sana sorayım Hoca ...Söyler misin, kaç tane yıldız var gökyüzünde?"
Hoca cevap verir :
- Bir eşeğin kılları kadar...
- Nasıl cevap bu der papaz, eşeğin kılları sayılır mı hiç?
- Peki der hoca, gökteki yıldızların sayılabileceğini kim söylemiş?
Papaz:
-İkinci sorumu bil bakalım. Sakalımda kaç tane kıl
vardır benim?
Hoca yine cevap verir:
- Eşeğin kuyruğunda kaç kıl varsa o kadar.
- Nereden biliyorsun diyecek olur papaz. Hoca şöyle anlatır:
- İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir eşeğin kuyruğundan kıl koparalım bir senin sakalından. Eğer senin yüzün kabak gibi ortaya çıktığında eşeğin kuyruğunda hala kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız.
Papaz sus pus olup sıvışır hemen..
.
starstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstarstar

Renk Körlüğü Testi

Aşağıdaki yuvarlakların içindeki sayıları okuyup bir kağıda yazın.

Daha sonra aşağıdaki cevaplarla karşılaştırın.

RENK KÖRLÜ?Ü TESTİ 3

Eğer renk körü olduğunuzu dü?ünüyorsanız veya kendinizi test etmek istiyorsanız bu bölüm size fikir verebilir. Yapmanız gereken test için verilen kareye bakıp içinde gördüğünüz rakamı not edip Doğru yanıt kısmına bakmaktır,eğer rakam göremiyorsanız veya farklı bir rakam görüyorsanız hemen bir göz hekimine ba? vurunuz.Doğru yanıt en alttadir 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğru yanıtlar sırasıyla

5-29-74-8-6-16-73-42-3-15

Sobadaki hikmet

 
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan
 bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır.
Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine
 sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz
ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden
1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir.
Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı:
"Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş,
 böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"
Fizikçi:
 "Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın
daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"
 Jeolog:
 "Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi
 bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını
sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"
 Matematikçi:
"Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de
odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"
 Antropolog:
 "Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif
 biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş".
 Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının
nedenini sorarlar., Adam cevap verir:
- "Boru yetmedi."

Ak benekli

Çoban Ali her gün erkenden kalkar, koyunlarını otlatmaya giderdi. O sabah da şafak sökmeden uyandı. Yatağının içinde iyice gerindi, uzun uzun esnedi. Kuzu postundan yapılmış tüylü yeleğini giydi. Alelacele yalınayak kulübesinden dışarı çıktı. Ağılın kapısını açtı. Sopasıyla birer birer hepsinin kuyruğundan dürttü.

- Hadi bakalım tembeller! Düşün yola!

Koyunlar, kuzular Ali'yi görünce sevindiler, meleştiler. Ak benekli olanı Ali'nin kucağına atladı, yanaklarını yalamaya başladı.

Ali Ak Benekli'yi çok şımartmıştı. Ak Benekli doğduktan iki gün sonra ayağını taşa çarpmış, yaralanmıştı. Zavallı pek minik olduğu için bir türlü iyileşememişti. Ali gece gündüz onun yanından ayrılmamış, aşağı köyde oturan Senem Nine'nin otlardan yaptığı merhemleri süre süre iyi etmişti Ak Benekli'yi. İşte o gün bu gündür Ak Benekli'yi diğerlerinden bir başka tutar, bir başka severdi Çoban Ali.

Düştüler yola.

Çoban Ali Ak Benekli kucağında, elinde sopa , arkada diğerleri çıngırak sesleriyle kah koştular, kah durdular. Dere boyuna geldiler.

Güneş yükseldi; parladı.

Çoban Ali “Ah bir ağaç olsaydı sırtımı yaslayacak, gölgesinde serinleyecek! " dedi. Böyle derken Ak Benekli'yi kucağından indirdi. Cebinden kavalını çıkarıp başladı çalmaya. Yere, kuru toprağa çömelmiş, çalıyor da çalıyordu Çoban Ali yanık yanık.

Dere boyunda az ilerde Senem Nine'nin kulübesi vardı. Kimsesizdi zavallı kadıncağız. Bir zamanlar Çoban Ali kadar bir torunu olduğunu söylerler köylüler. Kimse bilmez Senem Nine'nin torununa ne olduğunu.

Kimi "Öldü; öldü. Ben biliyorum", kimi de "Kayboldu; kaybolmuş galiba." der, ama kimse sormaya cesaret edemez Nine'ye.

Bir gün biri soracak olmuş; Nineciğin gözlerinden seller gibi yaşlar akmış akmış da hiçbir şey söylememiş.

Yalnız Çoban Ali onun “Ah onlar gelmeden her şey ne kadar güzeldi! Herkes ne kadar mutluydu!" dediğini duymuştu çoğu kez.

"Kimler nine? Kimler geldi buraya?" diyecek olsa Çoban Ali, “Hiç, hiç kimse. Sen bana bakma oğulcuğum. Kendi kendine konuşan bir ihtiyarım işte ben " der, geçiştirirdi Senem Nine.

Çoban Ali bir yandan kavalını çaldı, bir yandan bunları geçirdi aklından. "Zavallı Senem Nine!" diye mırıldandı.

Ak Benekli Çoban Ali'nin üzüldüğünü anladı. Yanına gelip başını onun dizlerine dayadı. Çoban Ali sevdi, okşadı Ak Benekli'yi.

Güneş iyice yükseldi. Öğle oldu. Çoban Ali'nin karnı acıktı. Yerinden doğruldu. İki elinin işaret parmaklarını ağzına götürdü, keskin bir ıslık çaldı. Bunun üzerine bütün koyunlar toplaştılar, meleştiler. Çıngırak sesleri birbirine karıştı.

Senem Nine kulübesinden çıktı. Elini salladı.

- Çoban Ali; gel; taze çörek yaptım.

Çoban Ali sevincinden iki kez takla attı.

- Yaşşaa nineciğim!

Nine iki büklüm, Çoban Ali'ye hizmet ediyordu. Çörekler getirdi, ayran yaptı.

Ali ağzını çöreklerle doldurdu. Ak Benekli'yi de yanına çağırdı.

Senem Nine onların karşısına geçti, oturdu. Gözlerinden iki damla yaş aktı.

- Hey Çoban Ali! Oğulcuğum. Torunum da yaşasaydı, senin kadar olacaktı. Ah onlar gelmeseydi, o adamlar! Her şey ne güzeldi!

Çoban Ali yerinden ok gibi fırladı:

- Söyle nineciğim. Söyle, kimler geldi? Hangi adamlar? Ne olur anlat nine! Torununa ne oldu?

Ali böyle haykırırken Senem Nine'nin dizlerine kapanmış, sımsıkı onun ellerinden tutuyordu.

Senem Nine ağlıyor, bir yandan da Çoban Ali'nin saçlarını okşuyordu.

- Peki Çoban Ali. Anlatacağım oğulcuğum.

Ali ninenin yanına çöktü. Ak Benekli sanki olağanüstü bir şeyler olduğunu anlamış gibi bir nineye, bir Çoban Ali'ye bakıyordu. Çoban Ali Ak Benekli'yi çekti, kucağına oturttu.

Nine bir eliyle gözyaşlarını sildi. Başını kaldırdı. Dere boyunun iki yanını gözleriyle uzun uzun taradı.

- Çoban Ali, şuraları görüyor musun?

İşaret parmağıyla ta uzakları gösterdi. Yine devam etti:

- İşte buraları bir zamanlar yemyeşil ormandı. Çamı, kavağı, meşesi; ne ağaçlardı onlar! Dallarında cıvıl cıvıl kuşlar öterdi... Gölgelerinde köylüler serinlerdi. Mis gibi havasını ciğerlerimize doldururduk. Kuraklık nedir bilmezdik. Bereketli yağmurlar yağardı hep. Kışın kar yağıp da ilkbaharda erimeye başlayınca dere dolup taşardı. Ama o güzelim ağaçlar bizleri selden korurdu.

Çoban Ali merakla sordu:

- Eee nineciğim, ne oldu o güzelim ağaçlara?

Senem Nine hırsla kalktı. Bir elini yukarı kaldırıp yumruğunu sıktı:

- Onlar geldiler, o baltalı adamlar Çoban Ali. Yıktılar, devirdiler ağaçlarımızı. Söktüler köklerinden. Sanki canlarımızı da aldılar gittiler. O gün bu gündür bu toprak çorak, bu toprak kurak...

Çoban Ali yine sordu :

- Torununa ne oldu nine?

Senem Nine yine çöktü yere. Başını iki yana salladı. Kısık bir sesle:

- O kış çok kar yağdı Ali buralara, dedi. İlkbahar geldi. Dağlardaki tepelerdeki karlar başladı erimeye. Bu dere doldukça doldu. Doldu da taştı. Sel bastı her yeri. İşte benim minik torunumu da o sel aldı gitti... Gidiş o gidiş...

Çoban Ali'nin gözleri kocaman açılmış, rengi sapsarı olmuştu. Sanki bir şeylerden korumak istiyormuş gibi Ak Benekli'yi sımsıkı sardı, göğsüne bastırdı. Göz pınarlarından damla damla yaşlar yanaklarına süzülüyordu. "Nineciğim, zavallı nineciğim benim!" dedi.

Senem Nine çocuğu üzdüğünü anlayıp gülümsemeye çalıştı. "Hadi Çoban Ali, kalk. Derle toparla sürünü. Seni üzdüm oğulcuğum." dedi.

Çoban Ali bugünden sonra Senem Nine'nin anlattıklarını hiç unutmadı. Günler, geceler boyu hep düşündü durdu.

Yaz bitti; sonbahar geçti; kış geldi. Lapa lapa kar yağdı. Öyle yağdı ki Çoban Ali günlerce sürüsünü çıkarıp otlatamadı. Yalnızca Ak Benekli'yi yanından hiç ayırmadı.

Bazı geceler Çoban Ali neşelenir, ocağın karşısına geçer, kavalını çalardı. Ak Benekli o zaman zıplar da zıplar, onun neşesine katılırdı. Ali'nin canı bir şeye sıkılacak olsa Ak Benekli de hüzünlenirdi. Böyle kuvvetli bir dostluk vardı aralarında.

Günler, geceler geçti. İlkbahar geldi. Çoban Ali sevindi. Ak Benekli zıplayıp dans etmeye başladı. Sürü indi dere boyuna. Meleştiler, otladılar. Senem Nine onları gördü; seslendi :

- Çoban Ali... Gel, çörek yaptım.

Sarıldılar, nineyle öpüştüler.

Nine "Ak Benekli görmeyeli ne kadar büyümüş! dedi.

Güneş parlıyor, karları eritiyordu. Dere coştukça coşuyordu.

Ertesi gün Çoban Ali yine sürüsünü otlatıyordu. Öğle vakti yaklaştı. Senem Nine'nin kulübesinin kapısı hala açılmamıştı.

Çoban Ali merakla koştu. Kapıyı çaldı.

- Nine; benim. Çoban Ali. Aç kapıyı.

Biraz sonra nine kapıyı açtı. Yüzü solgun, sapsarıydı. Gözlerinde korku vardı.

- Ne oldu nineciğim, hasta mısın?

Nine Çoban Ali'nin üzerinden dereye doğru baktı. "Korkuyorum Çoban Ali; korkuyorum!" dedi.

- Neden nine?

- Dere hoşuma gitmiyor. Taşacak gibi. Yine felaket getirecek gibi.

Çoban Ali geriye döndü. Dere gürültülü sesler çıkarıyor, taştıkça taşıyordu. Korkuyla yanına baktı. Ak Benekli yoktu. Koşarak sürünün yanına geldi. "Ak Benekli neredesin? " diye bağırdı.

Zavallı hayvanlar derenin sesinden ürkmüşler, taşan sulardan korunmak için bir oraya bir buraya kaçışıyorlardı.

Çoban Ali yine seslendi: Ak Benekli ! Ak Benekli!

Kavalını çıkardı, çaldı Ak Benekli duyar da gelir diye. Ama ne gelen vardı ne giden. Zaten suyun sesi yükselmiş, hiçbir şey duyulmaz olmuştu.

Senem Nine de kulübesinden çıktı; Ali'nin yanına geldi. "Çoban Ali, durma buralarda. Kaç, sürünü kurtar. Sel başladı " diyordu. Bir yandan da “Ah yine o felaket!" diye ağlıyordu.

Çoban Ali durmadı, koştu. Dere boyu sulara bata çıka koştu. Hem koşuyor hem sesleniyordu:

- Ak Benekli, Ak Benekli! Ak Benekli!

O da sulara daldı. Kayboldu gitti ta ki aşağı köylüler onu bulup kurtarana dek.

Ak Benekli'yi sel alıp götürmüştü. O günden sonra Çoban Ali'nin yüzü hiç gülmedi. Her gün dere boyuna inip "Ak Benekli! Ak Benekli!" diye ağladı.

Yaz geldi, sular çekildi. Çoban Ali yine dere boyuna inmiş ağlıyordu.

- Ak Benekli nerdesin?

Omuzuna biri dokundu. Çoban Ali sıçradı, döndü. Senem Nine'yi gördü.

Senem Nine "Yas tutmayı bırak Çoban Ali. Ağlamakla Ak Benekli'yi geri getiremezsin " dedi.

"Ne yapabilirim nine ?" diye ağlamaya devam etti çocuk.

- Çok şeyler yapabilirsin. Çok şeyler yapabiliriz Çoban Ali, diye bağırdı nine. Ağaç dikeriz, yeniden ağaçlandırırız buraları. Yemyeşil orman olur zamanla. Eskisi gibi cıvıl cıvıl kuşlar öter dallarında o güzelim ağaçların. Ötmez mi Çoban Ali?

Çoban Ali kalktı.

Gözyaşlarını siliyor, bağırıyordu . "Öter nineciğim, öter nineciğim " diyordu.

Şimdi aradan uzun yıllar geçti. Dere boyu yine eskisi gibi ağaçlık, yemyeşil orman oldu. Kuşlar cıvıl cıvıl. Havası mis gibi.

Kimin yolu düşerse, gitsin baksın. Çoban Ali ile Senem Nine'nin kulübesi hâlâ orada duruyor.

Hatta bazıları Ak Benekli'nin de meleyişini duyar gibi olduklarını söylüyorlar.

Çocukluğumdan bir şiir

 

Küçüktüm ufacıktım
Top oynadım acıktım
Buldum yolda bir erik
Kaptı bir alageyik
Geyik kaçtı ormana
Bindim bir ak doğana
Doğan yolu şaşırdı
Kaf dağından aşırdı
Attı beni bir göle
Gölden çıktım bir çöle
Çölde buldum izini
Koştum tuttum dizini
Geyik beni görünce
Düştü büyük sevince
Verdi bana bir elma
Dedi dinlenme durma
Dağdan yürü kırdan git
Altun köşke çabuk yit
Orda bekler ezeli
Seni dünya güzeli
Bin yıllık çile doldu
Bunu dedi sır oldu
Yedim sırlı elmayı
Gördüm gizli dünyayı
Gündüz oldu geceler
Ak sakallı cüceler
Kesik başlar yürüdü
Saçlarını sürüdü
Korkunç devler hortladı
Cinler cirit oynadı
Bir de baktım melekler
Başlarında çiçekler
Devlere el bağlıyor
Gizli gizli ağlıyor
Kılıcımı çıkardım
Perileri kurtardım
Kurtardığım periler
Adım adım geriler
Kanadını açardı
Selam verir kaçardı
Az uz gittim dolaştım
Altun köşke ulaştım
Bir kapısı açıktı
Öteki kapanıktı
Kapalıyı açarak
Açığa vurdum kapak
At önünde et vardı
İt önünde ot vardı
At et yemez ağlardı
İt ot yemez bakardı
Eti ite yedirdim
Otu ata yedirdim
Açtım bir elmas oda
Dev şahını uykuda
Gördüm kestim başını
Dedim ey ifrit hani
Nerde dünya güzeli
Dedi elinde eli
Döndüm baktım bir kırgız
Elbiseli güzel kız
Durmuş bakar yanımda
Şimşek çaktı canımda
Güldü dedi türk beyi
Tanıdın mı geyiği
Beni kimse bu devden
Alamazdı ancak sen
Kaya deldin dağ yardın
Geldin beni kurtardın
Ah o imiş anladım
Sevincimden ağladım
Dedim turan meleği
Türkün yüce dileği
Yüz milyon türk şu anda
Seni bekler turanda
Haydi çabuk varalım
Karanlığı yaralım
Sönük ocak canlansın
Yoksul ülke şenlensin
İndik iti okşadık
At sırtına atladık
Geçtik nice dağ kaya
Vardık demir kapıya
Kapanması çok yıldı
Açıl dedim açıldı
Yol verince gizli yurt
Aldı bizi bir bozkurt
Kaf dağından aşırdı
Türk iline getirdi

Harun Reşit ve ihtiyar

Harun Reşit Veziri ile birlikte tedbili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:
- Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?
- Hurma fidanları dikiyorum.
- Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?
- Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.
- Peki onların meyvelerini görebilecekmisin?
- Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.
Bu cevap Harun Reşid'in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allah'a hamdeder ve:
- Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.
Bu söz üzerine Harun Reşid bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah'a hamdeder ve:
- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsül verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hemde senede iki defa ürün vermeye başladı.
 

Maniler

Kara tren ak tren
Askerleri say tren
Benim yarım kırkbeşti
Postasıyla say tren

İki çeşme yanyana
Su içsem kana kana
Bana ediresini ver
Mektup yazayım sana

Sergenlerde çekirdek
Bostanlarda bitecek
Ben isterim babamdan
Dört davul sekiz köçek

Evleri var üst başta
Kundum dalda taşta
Sen orada ben burda
Akıl kalmadı başta

Harmanı yuvarladım
Samanı çuvalladım
Gara gözlü ey abim
Allaha ısmarladım

Keteni bez edeyim
Hangi yol gözeteyim
Kara gözlü yarimi
Kimlere benzeteyim

Mendil serdim bir taşa
Neler geldi bu başa
Öptüm bir kız yanağı
Dedi bana çok yaşa

İp attım ucu kaldı
Ocakta saçı kaldı
Ben büyüttüm el aldı
Yürekte açı kaldı

Eğer gelinim iyi olursan
Bizde seni överiz
Kotu olursan gelinim
Hepimizde döveriz.

Karatavuk olmadın mı?
Dallara konmadın mı?
Şebek yüzlü kaynanam,
Sen gelın olmadın mı?

Karşıdaki gök ekin,
Aldırdım elimdekin,
Her soran benzim sorar,
Sormazlar kalbimdekin.

Ekim ektim düzlere,
Diken oldum gözlere,
İşte ben gider oldum,
Ayaş kalsın sizlere.

Yıldırım vurdu bizi,
Dal gibi kırdı bizi,
Araya girdi düşman,
Dağlar ayırdı bizi

Arabamın tekeri
Hem ileri hem geri
Benim de bir yârim var
Oruçların şoförü

Avlu dibi örümcek
Aklım gitti görüncek
Ben aklımı yemedim
Köylülere gidecek

Ayağında mesi var
Odasında sesi var
Bekâr oğlan değil mi?
Kızlarda hevesi var

Ninniler

6693863

bebekler24
6693863
 
5266605

***

***

***
***

Ana başta taç imiş

.

Her derde ilaç imiş

.

Bir evlat pir olsa da

.

Anaya muhtaç imiş...

.

***