| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us
Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...
Image Hosted by ImageShack.us
g ü l e r y ü z l ü
ç o c u k
Image Hosted by ImageShack.us

güleryüzlü çocuk

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

Yazılar arşiv 12.2008 Other entries in 2008-12 resimler , videolar

Kutlama

                                          

Mutlyıllar !...

                      Merry Christmas!...

                        

                                          

Hoşgeldi2009...

                          Welcome  2009...

                        

                   

EN DEĞERLİ HAZİNE


Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkelerden birinde Hasan, Osman, Ali isimlerinde üç kardeş ve babaları yaşarmış. Bir gün sohbet ederlerken babaları:
- Ben gençken tüm ülkeyi dolaşmıştım. Gezdiğim, gördüğüm yerleri hiç unutamadım. Aradan bunca zaman geçti. Neler değişti, neler aynı, çok merak ediyorum, demiş.
Hasan:
- Biz de hep kasabamızın dışındaki yerleri merak edip duruyoruz. İzin verirsen üç kardeş ülkemizi gezip görelim, sana gördüklerimizi anlatırız.
- Sizden ayrı kalmaya dayanamam ki, demiş babaları.
- Eğer üçümüz de ayrı yönlere gidersek, altı ay içinde tüm ülkeyi gezer döneriz demiş Ali.
Babaları oğullarının heyecanla baktığını görünce, isteklerini kabul etmiş. Yolculuk hazırlıklarına başlamışlar. Yanlarına biraz altın, biraz da yolluk yiyecek almışlar. Babalarının elini öperken "Altı ay sonra mutlaka döneceğiz" demişler. Atlarına binerek köyden çıkmışlar. Yol ayrımına geldiklerinde Hasan kuzeye, Osman doğuya, Ali de batıya yönelmiş.
Aradan bir ay geçmiş. Babaları bahçede odun kırarken Osman'ı karşısında bulmuş bir anda:
- Hoşgeldin gözümün bebeği hoşgeldin, çok da tez geldin demiş.
- Hoşbuldum beybabam. Az dolaştım çok buldum. Bir sandık altınla döndüm.
Babası başka bir şey sormamış, sandığı alarak bir odaya kilitlemiş. Aradan bir ay daha geçmiş, bu sefer Hasan eve dönmüş. Babasının elini öpüp başına koymuş. Babası:
- Hoşgeldin gözümün bebeği hoşgeldin çok da tez geldin, demiş
- Seni özledim, erken döndüm. Gelirken de bir sandık elmas getirdim. Babası birşey sormadan elmasları da altınların yanına kapatmış.
Aradan dört ay geçmiş. Babaları ve abileri her gün Ali'nin dönmesini bekliyorlarmış. Babaları bir gün iki oğlunu yanına çağırmış:
- Oğullarım, siz evden ayrılmanızdan bu yana iki mevsim geçti. Siz döndünüz ama Ali dönmedi. Ondan bir haber de çıkmadı, demiş.
Hasan:
- Ben yola çıktığımda yollarda haramiler vardı. Atımı hep kuytuda sürdüm. Gündüz saklandım gece dolaştım. Bir sandık hazine bulunca da eve döndüm. Belki Ali'yi haramiler yakalamıştır, demiş.
Osman ise:
- Benim gittiğim yönde ise bir ejderha nam salmıştı. Halktan çaldığı altınları sarayına kilitler, yakaladığı insanlara türlü işkenceler edermiş. Ben birgün bir sandık elmas bulunca, ejderha yakalar diye korktum hemen eve döndüm. Belki de Ali'yi ejderha yakalamıştır, demiş.
Babaları sessizce düşünmekteymiş. İşte tam o sırada kapı vurulmuş, gelen Ali imiş. Babasının elini öpmüş, ağabeyleriyle sarılmış.
- Bunca zaman ne yaptın anlat hele, demişler. Ali anlatmaya başlamış:
- Yola çıktığımda yolumu bir harami çetesi kesti. Tüm varımı yoğumu, atımı aldılar. Eve dönmeye karar verdim. Yolda bir kuyudan su çekerken kuyuda
haramilerin hazinesini buldum. Onları çıkarttım. Eve getirecektim ama haramilerin onları halktan çaldığını anlayınca, en yakın köye gittim. Köylülerin yardımı ile hazineyi taşıdık ve halka dağıttık. Beni baş asker seçtiler. Sonra haramilere savaş açtık, onları yendik. Kazandığımız hazineleri aramızda paylaştık.
Komşu şehirlerden bir haber geldi; bir ejderha halkın parasını toplayıp sarayında saklamakta ve halk yoksulluktan inlemekteymiş. Onlara yardım etmeye karar verdik. Komşu şehirle güçlerimizi birleştirdik. Ejderha bizi karşısında kalabalık görünce, hepimizle başa çıkamayacağını anladı, sarayı bıraktı kaçtı. Saraydaki hazineleri de halka dağıttık. Sonra ben eve dönmeye karar verdim. Ama halk beni bırakmadı. 'Sen bizim beyimiz ol' dediler. Ben de sizi görmeye gelebilmek için bir hafta müsaade istedim.
Üç gündür yoldayım. Yarın sabah dönmek için yola çıkmam gerekiyor.
Ali anlatmayı bitirince Osman ayağa kalkmış:
- Baba müsaaden olursa benim getirdiğim hazineyi de bizim kasabadaki yoksullara dağıtalım, demiş.
Hasan:
- Benim getirdiğim elmasları da dağıtalım herkese, diye eklemiş.
Babaları evlatlarına bakmış:
- Hazine sadece altın, elmas değildir. Sizler gibi oğulları olması, bir baba için en büyük hazinedir, demiş.

alıntı

NOEL BABA nasıl doğdu ?

 
Asıl ismi Nicolas 'dir ve bugunku Antalya yakinlarindaki Demre de dogup yasamistir. Çok zengin bir ailenin çocuğu iken ebeveynlerin erken ölümü ile zor bir hayat geçirmiş, daha sonra kendini dine adayarak bulundugu yorede Bishop yapilmistir. Bishop ünvanı vilayet/eyalet boyutundaki en yüksek dini makamdir. Ölümünden sonra Vatikan tarafindan Havariliğe (Sainthood) yukseltilmistir.
Noel Babanın kendini dine adadiktan sonra ailesinden kalan varligini fakirlere, ozellikle çocuklara dağıttığı söylenir. 343 yılında ölümünden sonra Demre'de liderligini yaptığı kilise yakınlarına gömülmüştür.

Efsanevi Hıristiyan inanışına göre;  Aziz Nikolaos , Roma İmparatoru Konstantin’in rüyasına girdi ve idama mahkum edilen üç subayı kurtardı. Bu olaydan sonra ünü gittikçe yayılan Nikolaos, zamanla Rusya ve Yunanistan gibi ülkelerin, hayır kurumlarının, loncaların, çocukların, denizcilerin ve bazı şehirlerin koruyucu azizi olarak benimsendi. Adına Avrupa’da pekçok kilise yapıldı. Çocuklara özel armağanlar getirdiğine inanılan ve Noel Baba olarak anılmaya başlayan Aziz Nikolaos efsanevi bir kişiliğe büründü. Aziz Nikolaos’un Noel Baba haline sokulması ilk önce Almanya’da görüldü. Bu efsanevi gelenek zamanla Protestan kiliselerin çoğunlukta olduğu Avrupa ülkelerinde yayıldı. Sonra ABD’nin New York şehrine gelip yerleşen Hollandalı Protestanların Aziz Nikolaos’u iyiliksever bir kimse olarak anmaları da çok sevilmesine yol açtı. Ayrıca ABD ve İngiltere’de kutlanan çocuk bayramlarında da yer verilmeye başlandı. Geleneksel aile ve çocuk bayramı olarak kutlanan Noel yortusunun koruyucusu olarak kabul edildi. Noel Baba’nın şişman, neşeli, kırmızı ve beyaz piskoposluk giysileri içindeki tasvirleri Amerikalılar tarafından gündeme getirildi. Noel Baba olarak bilinen Aya Nikola (Aziz Nikolaos)nın bazan yalnız, bazan yardımcısıyla ata binerek, bazan da sekiz ren geyiğinin çektiği arabasıyla evlerin damlarında dolaştığı efsanesi yaygınlaştı. Noel Baba yortusu daha ziyade miladi senenin Aralık ayının 24. gününün gecesi kabul edilmiştir. Bununla beraber 24 Aralık ile 6 Ocak arasında olduğunu kabul eden Hıristiyanlar da vardır. Ermeni kiliseleri hiçbir zaman Noel’i kabul etmeyip, hazret-i İsa’nın doğumunu hep 6 Ocakta kutlamayı sürdürdüler. Efsanevi inanış doğrultusunda Noel Baba yortusunu kutlayan Hıristiyanlar bu kutlamalar sırasında, ışık ve çeşitli maddelerle yaprak dökmeyen ağaçları süslerler. Bu da umumiyetle çam ağacıydı. Bu adet, eski Mısırlıların, Çinlilerin, Yahudilerin ve putperest milletlerin yaprak dökmeyen ağaçları ölümsüzlük simgesi saymalarından kaynaklanmaktadır.

alıntı

Dört Mevsim Masalı

 

 

Dört Mevsim Masalı

“Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.
Nöbetçi:
- Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.
Toprak Ana :
- Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.
Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.
Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya :
-Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.
İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.
Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine :
-Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra po da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.
Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya :
- Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da :

- Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.
Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak Ana kızmış :
- Beni dinleyin, demiş. Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum.

- Bunun üzerine mevsim kardeşler düşünmüşler. Aralarında anlaşıp Toprak Anaya, “peki” demişler. İşte o günden beri sırayla geliyor, Toprak Anada üçer ay misafir kalıyorlar”

Dert Ortağım Benim

   AŞK kadehiyle,içtiğim sensin
   Sevgili diye seçtiğim sensin
   Bütün dünyayı gezdim dolaştım
   Anladım ki tek sevdiğim sensin

     Dert ortağım benim  
     Biricik sevgilim    
     Söyle senden başka  
     Kimim var benim     
      
   Senden uzakta geçmez günlerim
   Bir gün görmesem seni özlerim
   Başka birini sevemem artık
   Gelmesen bile seni özlerim

     Dert ortağım benim  
     Biricik sevgilim    
     Söyle senden başka  
     Kimim var benim
 

  

Hoş geldiniz...

 

                                          

sitemhoşgeldiniz