| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us
Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...
Image Hosted by ImageShack.us
g ü l e r y ü z l ü
ç o c u k
Image Hosted by ImageShack.us

güleryüzlü çocuk

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

Yazılar

Kaka Tarlası (oyun)

Oynamak için resmi tıkla...
Kaka Tarlası oyunu
Kaka Tarlası

OYUN

Kaka Tarlası Nasıl Oynanır

İşte eğlenceli bir oyun, bildiğiniz mayın tarlası oyununun kaka lı versiyonu, kahramanımız köy meydanında temizlik yapıyor temizlediği yerlerde çıkan sayılar o karelerin etrafındaki tehlikeli kareleri gösteriyor dikkatli olun, Örneğin 2 sayısı temizlediğiniz karenin etrafında 2 teklikeli kare olduğunu gösterir. İyi eğlenceler..

alıntı :http://www.oyunskor.com

Derisi yüzülen kurt

Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar kendisine kötülük etmiş olan kurnaz tilkiden intikam almak için fırsat kollayan bir kurt varmış.
Bir gün kurt ormanlar kralı aslanın hasta olduğunu duymuş.
“Saygıdeğer kralım, sizin hasta olduğunuzu duydum, uzak yerden geldim, sırf size çare bulmak için dağları taşları aştım” demiş.
Aslan, kurdun bu çabasından çok hoşlanmış:
“Söyle bakalım nedir benim derdime çare?”
“Sizin topraklarınızda şişman bir tilki yaşar. İşte o tilkinin derisini yüzüp karnınıza sarmanız lazım. Hastalığınıza birebir gelcektir.”
Aslan tilkiye haber göndermiş:
“Tez elden huzuruma çıkarılsın” diye buyurmuş.
Kral emri vermiş vermesine ama, tilkinin de bu durumdan haberi olmuş. Kurnaz tilki zaten aslanın mağarasının altındaki dehlizlerde yaşar,kralın konuşmalarını duyarmış. Kurdun kendine hazırladığı tuzağı duyunca hemen gidip bol bol sarmısak yemiş. Ardından da çamurlara yatmış kalmış, kürkü baştan aşağı keçe gibi çamurlarla kaplanmış.

  Sonra da kralın huzuruna çıkmış:
“Sevgili kulum tilki, gel seni bir kucaklayayım” demiş aslan.
“Efendim, ben de size yaklaşmak için can atıyorum, ama bu saygısızlık olacaktır, çünkü fena halde sarmısak kokuyorum. Sonra üstüm başım da çamur içinde.”
“Neden böyle çamura battın” diye sormuş aslan kral.
“Sormayın efendim. Sizin hasta olduğunuzu duydum. Ve derdinize deva bulmak için bataklıklarda yaşayan bilge baykuşa gittim. Çamurlara bata çıka ona ulaştım ve çareyi buldum!”
“Gerçekten mi?” diye sevinmiş aslan.
“Evet efendim. Sizin kullarınız arasında kuyruksuz bir kurt varmış. Onun derisi yüzülecek ve sırtınıza konulacakmış. Siz de anında iyileşecekmişsiniz.”
Bunun üstüne aslan derhal kurdu çağırtmış. Kurt tilkinin yüzülen derisini göreceğini sandığından güle oynaya kralın yanına çıkmış.
Onu kim mi bekliyormuş? Sandığınız gibi tilki derisi değil, aslanın muhafızları!
Zavallı kurt derisini kaybetmiş. Kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüş.

alıntı:http://www.masallar.org

Bu gün NEVRUZ...

Nevruz sözcüğü Farsça nev (yeni) ve ruz (gün) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiş olup yeni gün anlamına gelmektedir. Eski İran takvimine göre yılın ilk günüdür ve güneşin Koç burcuna girdiği ilkbaharın başlangıcı sayılan bir gündür.

Güneş 21 Marta kadar güney yarımküreye daha çok ışık ve ısı verirken,21 Mart tarihinden itibaren kuzey yarımküreye daha çok ısı vermeye başlar. Bu nedenle kuzey yarımkürede yaşayan bazı halklar için 21 Mart günü uyanış ve yaradılışın sembolü olarak kutlanmaya değer bir gün anlamı taşımaktadır.

İran mitolojisine göre Tanrı dünyayı, insanı ve güneşi bu günde yaratmıştır. İran’ın efsanevi padişahı Kiyumers tahta oturarak bugünü bayram ilan etmiştir. İran’da ihtişamın sembolü olan Cemşid de aynı gün tahta oturmuştur. Ayrıca Hz. Adem’in 7. torunu olan Cem 21 Mart günü Azerbaycan’a gelmiş ve bugünü bayram ilan etmiştir.

Anadolu’da Nevruz-i Sultan, Sultan Nevruz, Navrız, Mart dokuzu gibi adlar verilen Nevruz, farklı yörelerde değişik biçimlerde kutlanır. Tarımsal uğraşın yoğun olduğu yörelerde bir tür bolluk ve bereket töreni olma özelliği de taşımaktadır. Alevi-Bektaşi topluluklarda ise inanca dayalı bir anlam da ifade etmektedir.

Alevi-Bektaşi topluluklarda Nevruz, Hz. Ali’nin doğum günüdür, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın evlendikleri gündür, Hz. Muhammed’in veda haccı dönüşü Hz. Ali’yi kendine halife tayin ettiği gün olması özelliğini de taşımaktadır. Bu günün sabahı mürşidin okuduğu duadan sonra süt içilir, Nevruziye adı verilen şiirler, nefesler ve Hz. Ali’nin Mevlidi okunur. Nevruzda önceden hazırlanmış olan çöreklerle mezarlık ziyaretine gidilir,ölüler ziyaret edildikten sonra orada çörekler yenilir.

Osmanlı Devleti zamanında Nevruz gününe özel bir önem verilmiştir. Padişahlara Nevruz günleri “nevruziye” adı verilen kasideler sunulurdu. Bu kasidelerde ağaçların yeşermesi, çiçeklerin açması, havanın ısınması gibi konulara yer verilirdi. Nevruz günü Adem’in yaratıldığı, Nuh’un gemisinin karayı bulduğu, Hz. Ali’nin doğduğu, halife olduğu anlatılırdı. Nevruz gecesi bütün yaratıkların Tanrı’ya secde ettiği, dileklerin yerine getirildiği belirtilirdi. Nevruz günlerinde müneccimbaşı, yeni takvimi padişaha sunar, bahşişini de alırdı. Buna da “nevruziye bahşişi” adı verilirdi.Saray hekim başıları tarafından hazırlanan ve Nevruziye denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunlar, padişah ailelerine ve büyüklere sunulurdu. Bugün için yapılmış macunlar, porselen kapaklı kaseler içinde sunulur ve günün hangi saatinde yenmesi gerektiğini yazan bir kağıt da kaselere iliştirilirdi.

Nevruziye adı verilen macunun kökeni, kimi araştırmacılar tarafından Persler dönemine kadar götürülebilmektedir. Persler zamanında Nevruz günlerinde hekimler ve eczacılar toplanarak bu özel macunu hazırlamışlardır. Bu macundan yiyenin bütün yıl boyunca hastalıklardan korunacağına inanılmıştır. Zamanla bu gelenek değişime uğramış ve Nevruziye Nevruz günlerinde yenen özel bir tatlının adı olmuştur. Son zamanlarda bu geleneğin bir uzantısı olarak 21 Mart günü Manisa’da mesir macunu halka dağıtılmaktadır.

Doğu Anadolu halkı için sadece Nevruz günü değil, Nevruz gecesi de kutsallık taşımaktadır. Bu gece canlı cansız bütün varlıkların Tanrı’ya secde ettiğine inanılır. O gün herkesin bir yıllık kısmeti ve geleceği belirlenir. Herkes güzel ve yeni elbiseler giyerek yeni yıla hazırlanır. Evlerde yemekler yapılır, karşılıklı ziyaretlerde bulunulur.

Mart ayı içerisinde Anadolu’nun bazı yörelerinde görülen bir diğer gelenek de “kara Çarşamba” geleneğidir. Mart ayının ilk çarşambası olan bu günde çeşitli törenler yapılır, çeşitli yiyecekler hazırlanarak birlikte yenir. Gençler bir dilek tutarak komşuların kapısını dinlerler.

Nevruzla ilgili geleneklerden biri de “mart ipliği”adı verilen uygulamadır. 21 Marttan itibaren ısınmaya başlayan havalar nedeniyle ağaçların güneşten etkilenmemesi için bez bağlanır. Giresun’da uygulanmakta olan “Mart bozumu” adı verilen gelenek de Nevruzla ilgili önemli geleneklerden biridir. Mart bozumunda akarsulardan alınıp getirilen su evlere serpilir. Ayağı uğurlu bir misafirin gelmesi ve “martınızı bozuyorum” demesi beklenir.

Nevruz İç Anadolu Bölgesi’nde “Mart dokuzu” olarak bilinmektedir. 21 Mart günü sabah erken kalkılır, mezarlık ziyareti yapılır, niyet tutulur. Niyetlenecek kişi mezarlardan birer taş alarak kırka tamamlar.Bir torbaya doldurup evinin duvarına asar ve bu arada bir niyet tutar. Bir yıl sonra torbaya baktığında taşlar kırk bir olmuşsa niyetinin gerçekleşeceğine inanır. Bir daha ki Mart Dokuzunda taşlar iade edilir.

Nevruz günü ziyaretler esnasında çeşitli yemeklerden oluşan sofralar hazırlanır, oyunlar oynanır, eğlenceler düzenlenir, boyalı yumurtalar yenir ve büyük ateşler yakılır. Her toplumun kendine özgü nedenlerle kutladığı Nevruz, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tataristan, Uygur Bölgesi,  Anadolu ve Balkanlarda geleneksel kutlamalarla canlılığını günümüzde de sürdürmektedir.

alıntı:

KAYNAK: http://www.yenidenergenekon.com/17-nevruz-turk-dunyasinin-bayramidir/

Öğrenmek üzerine...

 

Öğrencilik insanın doğumu ile başlar,okullar bitince biter diyemeyeceğim .Çünkü insan yaşadıkça  bir şeyler öğreniyor.Bazen bunun farkında oluyor ,bazan olmuyor.Olmuyor derken de şunu anlatmaya çalıştım ; öğrenilen bulgu , ya bilgi ya davranış olarak kişisel kütüphanemize yerleşirken fazla üzerinde durmayıp çabuk geçiyoruz.

  Nerden çıktı şimdi bu konu diyeceksiniz belki ama ileri yaşımda bir şey öğrendim.Biz çocuklarımıza beş duyu organlarımızı ve görevlerini sayarken " dil " için tad alma organımız deriz.Bu bilgi yanlış mı acaba diye aklınıza bir şüphe getirmeden hemen belirteyim ; yanlış değil,eksik...(bence)

  " Dil (lingua, tongue), Ağız içinde bulunan ve 5 duyudan "tad alma" yı gerçekleştiren kaslardan yapılmış organ. Ayrıca yiyecekleri çiğneme ve yutma işlemine ... " diyerek devam ediyor wikipedia'daki açıklama. Açık Öğretim Fakültesinin internet sitesinde  , dile ilave olarak  ağızdan üç bölümün adı sayılarak

"damakta, epiglotta ve özofagus'un üst bölümlerinde de tat tomurcuğu bulunur " bilgisine ulaştım. Bu bilgiler  yine de eksik diyorum kendimce ; büyük bir buluş yapmışcasına. Sizi fazla meraklandırmadan  açıklayayım : ben 2-3 haftadır diş yaptırmakla  meşgulum.Eksik dişlerimin yerini doldurabilmek için o boşluğun solu ve sağındaki sağlam dişlerden faydalanıp kaplama yapılıyor.Dolayısıyla orada üç sahte diş yapılıyor.Bu dişlerin bulunduğu yerde ; yiyecekleri çiğnediğim bölge...Kaplamalar takıldıktan sonra  yiyeceklerin tadını  alamaz oldum.Çok sevdiğim bir yemeği eski tadında bulamıyorum.Sonuç : " İnsanın kendi dişi , ağız tadıyla yemek yemeyi sağlıyor." Sahte diş yiyeceklerin tadını azaltıyor.Söylemesi benden...Tabi ki ağız sağlığı çok önemli.Başka hastalıklara neden olmamak için gerekirse diş doktoruna gideceğiz , ama en güzeli kendi dişlerimizin kıymetini bilmekte...

  Yapılacak iş  çok basit ;

* günde en az iki kere diş fırçalamak...

*Asitli içeceklerden,şekerli yiyeceklerden sonra ağzımızı çalkalamak...

*sert kabuklu yiyeceklerin kabuklarını dişimizle kırmamak...

 

Oduncu ile peri

 

PERİ İLE ODUNCU

benim canım sıkılıyor
şampanya patlatalım
dinlemek isteyene
bir masal anlatalım
...
evvel zaman içinde
fakir bir adam varmış
zengin olayım diye
tatlı hayale dalmış
...
o gidermiş ormana
kuru dallar almaya
biraz odun kırarak
boz eşeğe sarmaya
...
yine bir gün ormanda
kuru bir ağaç kesmiş
o ağacın içinden
güzel bir peri çıkmış
...
peri demiş: be adam
bırak beni gideyim
her akşam yastık altı
sana altın vereyim
...
adam söze inanmış
peri sözüne kanmış
salmış küçük periyi
sonra eve yollanmış
...
akşam olunca yatmış
sabah olunca kalkmış
yastığını kalıdırıp
hemen altına bakmış
...
duruyormuş bir altın
görünce çok sevinmiş
almış bir çok şey satın
bi güzel de giyinmiş
...

günler böyle geçerken

eldekiler az gelmiş

gözü azla doymamış

çoğuna ümitlenmiş

...


hemen  gitmiş ormana
sorup periyi bulmuş
ondan evler,saraylar
çok istekte bulunmuş
...

peri , sessiz dinlemiş

ona bir şey dememiş

sinirine katlanıp

için için delirmiş

...

oduncu geri dönmüş

sanki bir hırs küpüymüş

kurduğu hayallerde

varlığıyla öğünmüş

...


o gece yattığında
gözleri kapanmamış
zengin olacam diye
uykuyu aranmamış
...
sabah gün ağarınca
etrafına bakınmış
her şey yerli yerinde
görünce de şaşırmış
...
hayali boşa çıkmış
hiç de zengin olmamış
yastığının altında
altın da  bulmamış
...
oduncu bu gidişe
çok kızmış bu işe
kapmış almış baltayı
periye bir  girişe
...
hemen ormana gidip
periyi soruşturmuş

sağa sola koşuşup

boşa yorulup durmuş

...

akıl başa geç gelmiş

oturup da ağlamış

yaptığından bin pişman

şunu  anca anlamış :

...

" yetinmeyi bilmeli
verene şükretmeli
çalışanın kazancı
çalışana yetmeli  "

Suat Taşer

BİR KIZILDERİLİ SÖZÜ...

 


Ancak son ağaç kesildikten sonra,

Ancak son ırmak zehirlendikten sonra,

Ancak son balık yakalandıktan sonra,

İşte

ancak o zaman anlayacaksınız

parayı yiyemeyeceğinizi

*

***

*

İlkbaharda usul usul yürü;

toprak ana hamiledir...
İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.

*

***

*


Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz.

 Ne zaman onları kesmemiz gerekse,

 önce onlara tütün ikram ederiz.

Odunu asla ziyan etmeyiz,

lazım olduğu kadar keser,

kestiğimizin hepsini kullanırız.

Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek,

ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir,

bu da bizim kalbimizi yaralar.

*

***

*

Orman katili

Ormanı yakanı
Önce yakalayacaksın,
Sonra eline kitap verip
Ağacı okutacaksın...
Acımayacaksın ona...
Salacaksın ormana...
Eline vereceksin kazma kürek,
Soracaksın var mı sende
Ağaç dikecek yürek...
Diyeceksin ardından ;

Al bu fidanları ,
Ömür boyu hapissin
Dik ve yeşert  bunları... 

                                      Suat Taşer

Nasreddin Hoca'nın burcu

 

Hoca'ya sormuş biri :
-Hocam hangi burçtansın?
Hoca : keçiyim ,demiş...
Öteki gülüvermiş:
-Ama hocam, olmaz ki...
Böyle burç bulunmaz ki...
Demiş ama hoca da
Cevabı verivermiş:
-Ben oğlak burcundandım,
Sonradan oldum keçi...
Her oğlak 6 ayda
Olmuyor mu bir keçi ?

Bu gün Cemre suya düştü...Annem öyle dedi...

  

Annem , elindeki takvim yaprağına  bakıp :" Bu gün cemre suya düşecek ." dedi.Her yıl bu sözleri duyardım da hiç merak etmemiştim ; nasıl düştüğünü...  Bir daha bu kadar meraklanmayabilirdim...Fırsat bu fırsat dedim, Cemre'nin düşüşünü görebilmek için başladım dışarısını gözlemeye...

   İki ev ötede Cemreler oturuyordu...Her gün okul çıkışı arkadaşlarıyla bizim evin arkasındaki boşluğa gelir,kendi aralarınada şakalaşıp konuşurlardı.Yaşı benden 3-4 yaş büyüktü...Dördüncü sınıfa gidiyordu... Arsada biraz oynadıktan sonra evlerine giderlerdi.Annem, benim dışarıya meraklı meraklı bakışımı görüp sordu :"Kızım,dışarıda neye bakıyorsun öyle ? " 

   " Annecim, Cemre suya düşecekmiş ya ... Cemre'ye bakıyorum..." dedim.Annem gülümsedi,sesini çıkarmadan işiyle ilgilendi...

   Akşam babam gelince :"Babacım, annem Cemre bu gün suya düşecek ,dedi ama Cemre'nin suya düşüşünü göremedim.Acaba başka bir yerde mi düştü de ben göremedim..." dedim.Babam önce güldü :" İlâhi kızım, dedi.Annenin dediği cemre insan değil..."deyip başladı cemrenin anlamını anlatmaya...

   "Cemrenin kelime anlamı kor halindeki ateştir. İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve onları ısıttığına inanılır. Eskiler 365 günlük yılı kasım ve hızır günleri olarak ikiye ayırmışlardı. Kasım 179, hızır ise 186 gündü. Yılın kasım kısmı yani kış devresi 8 kasımda başlar, 6 mayısa kadar sürerdi. 6 mayısta da hıdırellez ile birlikte yaz devresi, hızır günleri başlardı. Kasım ayına kasım dememiz oldukça yenidir. 1945 yılında ilgili kanun yürürlüğe girene kadar, kasım ayma teşrinisani denilirdi. Kasım adı Arapça bölen anlamındadır. Yılı böldüğü için bu ad verilmiş olabilir.

Kasımın kırk altısında, kırk gün anlamına gelen erbain, seksen altısında da elli gün anlamına gelen hamsin başlar, böylece kışın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurdu. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca halk arasında zorlu kış günlerini arkada bırakmanın bir ifadesi olarak geldik yüze, çıktık düze denilirdi.

Kasımın yüz beşinde (19-20 şubat) birinci cemrenin havaya, yüz on ikisinde (26-27 şubat) ikincisinin suya, yüz on dokuzunda da (5-6 mart) üçüncü cemrenin toprağa düştüğüne ve yedi günlük aralıklarla buraları ısıttıklarına inanılırdı. Cemrelerin düşüş sıralamasında önce hava ısınıyormuş gibi görünse de hava doğrudan güneş ışınları ile ısınmaz.

Güneşten gelen ışınlar önce yeri ısıtırlar, yerden yansıyan ışınlar havayı ısıtırlar. Aksi olsaydı, yükseldikçe, dağların tepesine çıktıkça, Güneşe yaklaşıldığı için hava gittikçe ısınırdı.

Meteorolojik olarak ısınma sıralaması toprak - hava- su şeklindedir. Cemre her ne kadar folklorik bir inanış olsa da, cemreler arasındaki günlerde hava sıcaklığında az da olsa düşüşler yaşansa da, özellikle Marmara
bölgesine ait istatistiklere göre, cemre tarihlerinde yüzde 80e varan oranda ısınma meydana gelmektedir. Cemreler Türk
dünyasının kültür ve edebiyatına da konu olmuşlardır. Örneğin, divan şairlerinin cemre zamanlan, baharın yaklaşması dolayısıyla önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine Cemreviye denilirdi. "

alıntı : http:// ansiklopedi.bibilgi.com