Bu gün Cemre suya düştü...Annem öyle dedi...
Annem , elindeki takvim yaprağına bakıp :" Bu gün cemre suya düşecek ." dedi.Her yıl bu sözleri duyardım da hiç merak etmemiştim ; nasıl düştüğünü... Bir daha bu kadar meraklanmayabilirdim...Fırsat bu fırsat dedim, Cemre'nin düşüşünü görebilmek için başladım dışarısını gözlemeye...
İki ev ötede Cemreler oturuyordu...Her gün okul çıkışı arkadaşlarıyla bizim evin arkasındaki boşluğa gelir,kendi aralarınada şakalaşıp konuşurlardı.Yaşı benden 3-4 yaş büyüktü...Dördüncü sınıfa gidiyordu... Arsada biraz oynadıktan sonra evlerine giderlerdi.Annem, benim dışarıya meraklı meraklı bakışımı görüp sordu :"Kızım,dışarıda neye bakıyorsun öyle ? "
" Annecim, Cemre suya düşecekmiş ya ... Cemre'ye bakıyorum..." dedim.Annem gülümsedi,sesini çıkarmadan işiyle ilgilendi...
Akşam babam gelince :"Babacım, annem Cemre bu gün suya düşecek ,dedi ama Cemre'nin suya düşüşünü göremedim.Acaba başka bir yerde mi düştü de ben göremedim..." dedim.Babam önce güldü :" İlâhi kızım, dedi.Annenin dediği cemre insan değil..."deyip başladı cemrenin anlamını anlatmaya...
"Cemrenin kelime anlamı kor halindeki ateştir. İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve onları ısıttığına inanılır. Eskiler 365 günlük yılı kasım ve hızır günleri olarak ikiye ayırmışlardı. Kasım 179, hızır ise 186 gündü. Yılın kasım kısmı yani kış devresi 8 kasımda başlar, 6 mayısa kadar sürerdi. 6 mayısta da hıdırellez ile birlikte yaz devresi, hızır günleri başlardı. Kasım ayına kasım dememiz oldukça yenidir. 1945 yılında ilgili kanun yürürlüğe girene kadar, kasım ayma teşrinisani denilirdi. Kasım adı Arapça bölen anlamındadır. Yılı böldüğü için bu ad verilmiş olabilir.
Kasımın kırk altısında, kırk gün anlamına gelen erbain, seksen altısında da elli gün anlamına gelen hamsin başlar, böylece kışın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurdu. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca halk arasında zorlu kış günlerini arkada bırakmanın bir ifadesi olarak geldik yüze, çıktık düze denilirdi.
Kasımın yüz beşinde (19-20 şubat) birinci cemrenin havaya, yüz on ikisinde (26-27 şubat) ikincisinin suya, yüz on dokuzunda da (5-6 mart) üçüncü cemrenin toprağa düştüğüne ve yedi günlük aralıklarla buraları ısıttıklarına inanılırdı. Cemrelerin düşüş sıralamasında önce hava ısınıyormuş gibi görünse de hava doğrudan güneş ışınları ile ısınmaz.
Güneşten gelen ışınlar önce yeri ısıtırlar, yerden yansıyan ışınlar havayı ısıtırlar. Aksi olsaydı, yükseldikçe, dağların tepesine çıktıkça, Güneşe yaklaşıldığı için hava gittikçe ısınırdı.
Meteorolojik olarak ısınma sıralaması toprak - hava- su şeklindedir. Cemre her ne kadar folklorik bir inanış olsa da, cemreler arasındaki günlerde hava sıcaklığında az da olsa düşüşler yaşansa da, özellikle Marmara bölgesine ait istatistiklere göre, cemre tarihlerinde yüzde 80e varan oranda ısınma meydana gelmektedir. Cemreler Türk dünyasının kültür ve edebiyatına da konu olmuşlardır. Örneğin, divan şairlerinin cemre zamanlan, baharın yaklaşması dolayısıyla önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine Cemreviye denilirdi. "
alıntı : http:// ansiklopedi.bibilgi.com








